2006/08/31

Lezzetin İzinde Cafe Net Programında

Sky Türk'te yayınlanan, Ayşe Yazıcıoğlu'nun hazırlayıp sunduğu, internet dünyasında olup bitenlere hoş bir açıdan yaklaşan Cafe Net programında Lezzetin İzinde kısaca tanıtıldı. Ayşe hanım tarafından gönderilen, tanıtımın haberini veren e-postayı okuduğumda tanıtımın yeraldığı bölüm ne yazık ki çoktan yayınlanmıştı. Neyse ki podcast'i varmış, iTunes kullanarak Cafe Net araması yaptığınızda bulabiliyorsunuz. Benim gibi kaçıranlar için tanıtımın yeraldığı kısım şimdi burada.


Aldığım e-postada sonrasında beni konuk olarak da almak istediklerini yazmışlardı. Ben de birkaç gün önce çekimin yapıldığı Malta Köşk'üne gittim ve hoş bir sohbete katıldım. Bu çekim ne zaman yayınlanacak şu an bir bilgim yok, öğrenir öğrenmez burada haber vereceğim.
Ayşe hanıma ve ekibine tekrar teşekkür ederim.

yazının tamamı...

2006/08/22

Ağaçlardaki Hastalık

Ağaçlardaki hastalık
Karadeniz gezisinin güzel yönlerinden bahsetmeden önce bu yazımda önemli ve üzücü bir konudan bahsedeceğim. Umarım bu konu hakkında bilgisi olan veya bu konuyu araştımak isteyen kişiler çıkar.
Karadeniz gezisinde ormanın belli yerlerinde ağaçlarda bir hastalığa rastladık. Rehberimiz, bu hastalığın teşhisinin henüz konamadığını söyledi. Bu yüzden henüz bir tedavisi de yokmuş.
Hastalık fotoğraflarda net olarak görülüyor. Ağacı kaplayan bu açık yeşil, hafif yapışkan oluşum ağacı sarıyor ve bir süre sonra ağacı kurutup öldürüyor. Bu hastalık ormandaki tüm ağaçlara bulaşır mı bilmiyorum ama şu anda bile çok yayılmış durumda. Hastalık oldukça ciddi görünüyor. Bu konu üzerinde çalışılıyor mu, bu hastalığın teşhisini koyacak kişiler bu konudan haberdar mı bilmiyorum.ağaçlardaki hastalık
Ege ve Akdeniz'de çıkan yangınlar kadar önemli olduğunu düşündüğüm bu konu ile botanikçiler, ziraat mühendisleri ve orman mühendislerinin haberdar olduklarını ve bu konu hakkında çalışıyor olduklarını umut ediyorum. Eğer böyle değilse; bu konunun çabucak duyulması gerekiyor.
Bu hastalığın sebebi çam kese böceği mi, bir bakteri mi, mantar mı bilmiyorum ama tek bildiğim şey bu hastalık tedavi edilmezse koskoca orman bu hastalık nedeniyle ölebilir.
Akıllı insanların bu konuyu dikkate alıcaklarını düşünüyorum.
ağaçlardaki hastalık

yazının tamamı...

2006/08/21

Dönüş


Döndük. Doğadan gerçek hayata döndük. Kurallar dünyasına, zorunluluklara, şehrin kirliliğine... Dönüş üzücü oldu. Bir kez daha anladık ki şehir hayatı bize göre değil.
Sıkıntılı kısmı bir kenara bırakıp Karadeniz gezisinden bahsedeyim biraz; koyu yeşil Karadeniz gezisinden.
Doğu Karadeniz macerası boyunca ciğerlerimiz genişledi, işaret parmaklarımız deklanşörle yapışık gezdi, gerçek dünyadan koptuk ve ağzımız kulaklarımızdaydı. Rehberimiz Muhammet sayesinde adrenalinli ve dolayısıyla neşeli bir tatil yaptık. Bukla ile yaptığımız turda aklımda olumsuz bir şey kalmadı. Tek söyleyebileceğim şey turlara katılmak için kondüsyonunuzun yerinde olması lazım çünkü Bukla'nın en hafif turunda bile tırmanışlar ve uzun yürüyüşler var. Yaşınız kaç olursa olsun Bukla sizi beklediğini söylüyor ve evet yaşınız kaç olursa olsun 'kondüsyonunuzun iyi olması' koşuluyla bu tura katılabilirsiniz.
Bu tura veya herhangi bir tura katılıp gezmek isteyenler için asıl koşul ise doğa ile uyumlu olmak. Eğer çöpünüzü bir tepecikten aşağı atacak kadar düşüncesiz, çöpü cebinizde ya da çantanızda taşıyamayacak kadar sabırsızsanız lütfen evinizden bile dışarı çıkmayın. Çıkmayın ki doğa temiz kalsın.

Çıkışta da inişte de etrafta organik olmayan çöplerle karşılaşıp gördüğümüz kadarını topladık. Rehberimiz Muhammet üşenmeden uzaklarda gördüklerini bile topladı. Bu çöpleri buralara atan insan evlatlarının birer zeka yoksunu olduğunu düşünüyorum. Kafası çalışan hiç kimse bunu yapmaz, yapamaz.
Tur boyunca fotoğraf çektim, herkes gibi, çünkü çekilmeyecek gibi değildi. Hayatım boyunca böyle bir doğa ile hiç karşılaşmamıştım. Giderken hayalini kurduğumuz yoğun bulutlar, sis ve yağmura ne yazık ki pek denk gelemedik. Gittiğimiz dönem Karadeniz için normal olmayacak kadar sıcaktı. Takdir edersiniz ki; öğle vakti, güneşin altında fotoğraf çekmek pek iyi sonuç vermeyeceğinden tercih edilmez. Ama yine de, hafızamızı arada bir yenileyecek hatıra fotoğraflarını çekmekten kendimizi alıkoyamadık. Arada bir sis çöktü, yukarılara tırmandıkça yoğun sisle karşılaştık ve son gün yağmuru az da olsa koklayabildik.
Bundan sonraki birkaç yazım da Karadeniz'le ilgili olacak. Karadeniz'in muhteşem doğası, Karadeniz'in insanları, ağaçları kurutan hastalık, Karadeniz lezzetleri ve birkaç konu daha. Son zamanlarda Lezzetin İzinde'nin çıkış noktası İstanbul'un 100 Lezzeti'ni takip etmediğimin farkındasınızdır. Sebebini daha önceki yazılarımdan çıkarabiliyorsunuzdur. Kalan otuz küsur yerden gitmeyi düşündüğümüz pek bir yer kalmadı. Aynı tabağın fiyatı bir başka yerde üç kat daha az fiyata yenebilirken bu yerlere gidip yemek, kat kat fazlasını ödemek, o yemeğin fotoğrafını çekmek ve buraya koymak istemiyorum. Kalan yerlerden bir iki tanesini daha yazıp Lezzetin izinde'de bu listenin takibine son vermek istiyorum. Belki sizden gelen önerileri değerlendirebilirim. Ama şu ana kadarki kararım, Zihinsel Lezzetler'e devam etmek.

yazının tamamı...

2006/08/05

John Frusciante ve Red Hot Chili Peppers

John Frusciante
Gitmeden müzikten de bahsedeyim dedim; son zamanlarda sürekli dinlediğim ve hayatımın geri kalanında da dinleyeceğime emin olduğum müzikten; John Frusciante'nin müziğinden. John Frusciante, bildiğim en iyi gruplardan birinin; Red Hot Chili Peppers'ın gitaristi.
John Frusciante, Red Hot Chili Peppers'ın gitaristi Hillel Slovak'ın ölümünden sonra 1988'de gruba onun yerine girmişti. O dönemler Frusciante'nin Frank Zappa'nın grubuna girme olasılığı da vardı ama Red Hot Chili Peppers'ı tercih etmişti. Bunun sebebi Zappa'nın uyuşturucu yasağıydı.
John Frusciante'nin gitarı, yazdığı şarkılar ve Anthony Kiedis'in etkileyici sesinin arkasından duyulan vokali RHCP'nin müzikal kalitesini artırdı. Tabii ki Red Hot Chili Peppers'ı Red Hot Chili Peppers yapan sadece bu ikisi değildir; basçı Flea ve Frusciante gibi gruba sonradan dahil olan davulcu Chad Smith de vazgeçilmez iki parçadır.
John Frusciante, Blood Sugar Sex Magik albümünden sonra, grubun popülaritesinden ve yaşadıklarından rahatsız olup münzevi hayatı yaşamaya başlamış, iyice dibe vurmuştu. Bu dönemde evinde iki solo albüm kaydetmişti; 'Niandra LaDes and Usually Just a T-Shirt' ve 'Smile From the Streets You Hold'. Bu albümlerde sesi, sanki bir yeri ağrıyormuş, acıyormuş gibi çıkıyor. Bazı şarkıları bana 16 Horsepower'ın Low Estate albümünü anımsatıyor ama tabii 16 Horsepower bu kadar acıklı ve bu kadar kendinden geçmiş değil.
1997'de Frusciante yaşadığı o dönemden çıkmış ve RHCP ile tekrar çalışmaya başlamıştı. Sonrasında kendisi ile yapılan röportajlarda yaşamış olduğu dönemi bir kayıp olarak nitelendirmiyor; "karanlık bir dönem" olarak adlandırmaktansa bir öğrenme süreci olarak adlandırıyor ve o dönemi de değerlendirebildiğini söylüyor.
Gruba dönüşüyle birlikte, Red Hot Chili Peppers, 1999'da 'Californication' albümünü çıkarmıştı. İçinde beğenmediğim tek bir şarkı bile yoktur. John Frusciante bu iki dönem arasında kendisini uyuşturucudan daha iyi hissettirdiğini söylediği yogaya başlamış ve uyuşturucudan uzaklaşmış. İnsanın gerçekten sevdiği bir şeylere kendini adamasının insana kazandırdığı momentumun kendini çok daha iyi hissettireceğini söylüyor. İşte kendi sözleri; "I don't need to take drugs. I feel so much more high all the time right now because of the type of momentum that a person can get going when you really dedicate yourself to something that you really love. I don't even consider doing them, they're completely silly. Between my dedication to trying to constantly be a better musician and eating my health foods and doing yoga, I feel so much more high that I did for the last few years of doing drugs."
2002'de RHCP, 'By the Way' albümünü çıkardı. Hala en sık dinlediğim albümlerdendir.
Take it outside
Take it out there
Seems to me like
All the world gets high
When you take a dare
In the final moment
This is my time. (Tear / By The Way)
John Frusciante, 2004 senesinde oldukça zor bir işe girişmiş; planı 12 ayda 7 albüm çıkarmakmış. İlk 6 ayda sadece bir albüm (Shadows Collide With People) oluşunca, ikinci bir hedef belirlemiş ve 6 ayda 6 albüm çıkaracağını duyurmuş. Frusciante planını gerçekleştirmiş; 'Shadows Collide With People'ın ardından 'The Will to Death', 'Automatic Writing', 'DC EP', 'Inside of Emptiness', 'A Sphere in the Heart of Silence', 'Curtains'ı yaratmış ve tamamlamış. 'Shadows Collide With People'da Frusciante, The Mars Volta grubundan Omar A. Rodriguez-Lopez'le de çalışmış.
Çıkardığı tüm albümler dinlendiğinde vokalinin sonuncu albüme doğru nasıl geliştiği farkediliyor. Müzikal yeteneğinden bahsetmek bile yersiz; bu yeteneği daha Blood Sugar Sex Magik albümüne kattıklarından beri belli.
Frusciante'nin müziği beni çok duygulandırıyor. Curtains albümünü son zamanlarda kaç defa dinledim bilmiyorum. Her dinleyişimde yeni bir cümle duyuyorum, her cümle beni bir önceki kadar etkiliyor.
Frusciante'nin albümlerin hepsi farklı tarzda. Bazı şarkılar akustik bazıları ise elektronik.
Red Hot Chili Peppers'ın 2006 baharında çıkan son albümü (ya da albümleri, çünkü bu bir çift albüm) Stadium Arcadium'da Frusciante'nin Hendrix'vari çaldığı gitarını dinlemek büyük zevk. Stadium Arcadium'u uzun süredir dinliyorum ve zaman geçtikçe daha çok sevmeye başladım. Bu arada tüm klipleri gibi son kliplerine de bayıldım.
Tamam kabul ediyorum, ben bir Red Hot Chili Peppers hayranıyım. :)

yazının tamamı...

2006/08/03

Susan Sontag, Fotoğraf Üzerine ve Kısaca; Jesus Christ Superstar

Susan Sontag
Doğu Karadeniz'e bir haftalık bir dinlenceye (dinlence olup olmayacağından emin değilim, zira bedenen oldukça yorulacağız) gitmeden önce Lezzetin izinde'yi yalnız bırakmak istemedim, zaten uzun süredir yazamıyorum. Bu kez yazacaklarım "Zihinsel Lezzetler" başlığı altında sıralanacak sanırım...
Susan Sontag'ın yazdığı 17 kitaptan biri olan "Fotoğraf Üzerine"; fotoğrafı, fotoğraflayanı ve fotoğrafa bakanı irdeleyen bir kitap. Okurken, fotoğraf ve fotoğrafın insanlar üzerinde bıraktığı etki üzerine şimdiye değin düşünmüş olduğum şeylerin dışında ufkumu genişleten düşüncelere de rastladım.Fotoğraf neden çekilir? Fotoğraf hayatın bir anının mı yoksa olagelenlerin tümünün mü bir yanısmasıdır? "O an" fotoğraflandığında; "o an" bir kareye sıkışıp ölür mü yoksa ölümsüzleşir mi? Birbiri ardına sıralanmış rastgele görüntülerden oluşan televizyon mu yoksa bir akışı değil de tek bir anı donduran fotoğraf karesi mi akılda kalıcıdır? Fotoğraf bir gazetede, bir dergide veya kitapta neden kullanılır ya da neden kullanılmaz? Bir fotoğraf neden yasaklanır? Yazı okumaktan hoşlanmayan insan topluluğuna tek bir fotoğraf ile olan biteni hissettirmek mümkün müdür ya da onları yaşanan dramatik olayları yansıtan fotoğraflara boğarak olan bitene karşı duyarsızlaştırmak mümkün müdür? Fotoğraflanmış bir olay, ideolojik olarak tanımlandırılmadıkça, o fotoğraf ne kadar etkili olabilir?
Fotoğraf hayatın her alanıyla her anıyla ilgili olabilir. Bu kareler bazen doğal bir anı, bazen de sırf o kare için senaryolandırılmış durumu yansıtır. Fotoğraf her zaman bir ideoloji barındırmaz ama belki de çekilmiş tüm fotoğraflar düşünüldüğünde, ait olduğu toplumun bulunduğu kültürel ve siyasi durumu gösterebilir çünkü fotoğraflar yaşananın birer yansıması ve kanıtıdırlar.
Tarihi anıtlar, pandalar, köyler, farklı kültürler, dağlar, bulutlar, günbatımları, öpüşen sevgililer, evlenenler, evsizler, vapurlar, silüetler, hayatın yorduğu insanlar, hayatın yoracağı çocuklar, pazarlanmak istenen ürünler, rock yıldızları, ünlü olmak isteyenler, ünlü edilmek istenenler, sokak kedileri, vaşaklar, yan yana dizilip bekleyen yumurtalar fotoğraflanmaya devam edilecek.
Her zaman kuş, böcek ya da mimari fotoğrafı değil bazen de tarihte kendisine yer edinmiş ahlaken bazılarınca uygun görünmeyen ama bir diğer toplulukça arzulanan fotoğraflar da çekilmeye ve arada bir bakmak üzere bir yerlerde saklanmaya devam edecek.
Ve ne yazık ki; savaş fotoğrafları da insan var oldukça çekilmeye devam edecek; din, para ve toprak insanların anlamsızca savaştığı şeyler olmaya devam edecek çünkü.
Bunlarla kafanızı yoruyorsanız burada benim yazdıklarım size yeterli gelmeyecektir; Susan Sontag'ın kitabını okumanızı öneririm. Okurken düşüncelerinizin bir yerde yazılmış olduğunu görmenin hissettirdiği duygudan başka bir de yepyeni bakış açıları kazanmanın heyecanını yaşayacaksınız.
Jesus Christ Superstar
Bir de izlence önerisi: Andrew Lloyd Webber'in Jesus Christ Superstar isimli rock müzikali (1973). Tabii sadece dinleye debilirsiniz. "Why are you obsessed with fighting? Stick to fishing from now on!"
İlk fotoğraf Winter House isimli siteden, ikincisi yani Jesus Christ Superstar'ın kapağı ise Amazon'dan alınmıştır.

yazının tamamı...