Düşünce, Liste ve Bir Zihinsel Lezzet Olarak 'Waking Life'

Lezzetin İzinde'ye verdiğim aradan sonra Mert'le birlikte heyecanla listede kalan yerlerden bir iki tanesini seçip yola koyulduk. Gittiğimiz iki yerde de oturduktan ve menüye baktıktan sonra yememeye karar verdik. Orada bir süre oturup bu tip yerlerde yiyip ufacık bir parça yemeye büyük miktarlarda para ödemenin ve sitede bu yemeği anlatmanın, kendi dünya görüşümüz ile ve kendi düşüncelerimizin bir yansıması olan Lezzetin İzinde ile bağdaşmadığını düşündük.
Lezzetin İzinde'de her zaman listeye bağlı kalmasam ve başka şeylerden ve yerlerden bahsetsem de genel olarak İstanbul'un 100 lezzetinin sıralandığı listeyi takip ediyor ve onlar hakkında yazıyorum. Bu işe devam edeceğim ama artık listede geriye kalan yerlerden bir kısmını baştan eleyeceğim çünkü bir yemeğin değerinin kat kat fazlasını ödemek insanın beyninde farklı ve dallanıp budaklanarak büyüyen düşüncelere neden oluyor. Bu düşünceler insanı rahatsız ediyor. Listede elediğim yerler olacak ama bunun dışında öğrendiğim yeni yerler, denediğim yeni tarifler, filmler, kitaplar ve müzik hakkında yazdığım yazılara devam edeceğim.
Ödenebiliyor ise bile ödememeyi tercih etmeyi düşünmek yanlış mı olur? Alternatifler nedir? Buraya gelen insanların çoğu için hayatlarının olağan akışında yer alan bu eylemi acaba üzerinde düşünülebilir kılmak mümkün olur mu? Bu soruların cevapları hakkında uzun uzadıya konuşulabilir ama benim şu anda verebileceğim net bir cevabım yok. Tek bildiğim şey beni rahatsız eden şeyleri yapmak zorunda olmadığımı bilmek. Ben bu tip yerlere gittiğimde kendimi rahatsız hissediyorum. Rahatsız eden şey aslında dünya düzeni. Bu tip yerler de bu düzeni daha fazla hissettiren yerler. Ben gitmeyince düzende bir değişiklik olacak mı? Bunu da bilmiyorum ama ben gitmeyeceğim.
Lezzetin İzinde'ye başlama nedenlerimden birisi de fotoğraftı. Gittiğimiz bazı yerlerde fotoğraf çekerken oldukça zorlandım hatta istediğim fotoğrafı çekemeyip üzüldüm. Çünkü bu yerlerin bir çoğu karanlıktı ve bir lokantaya ışık gibi o an için gerekli aletleri götürmek ve müşterilerin arasında açmak insanları rahatsız edebileceğinden çıplak makinem ve odadaki az ışıkla yetinip fotoğraf çekmeye çalıştım. Tabii ki bu konuda hiç sıkıntı çekmediğim çok iyi ışık alan yerler de oldu. Son gittiğimiz yer, bütün saydığım diğer sebeplerin yanında fotoğraf çekmek için uygun ışığa da sahip değildi. Yani fotoğraf da benim istediğim gibi olamayacaktı.
Bu kararımda beni anlayacağınız umuyorum. Şimdiye kadar gittiğim yerlerden Adem Baba ve Yaşar Usta'da bu sorunların hiç birini yaşamadım. İşte asıl böyle yerleri anlatmak ve böyle yerlerde fotoğraf çekmek istiyorum ben. Sadece yemeklerden değil bazen de zihinsel lezzetlerden bahsediyorum sitemde. Bunlara da devam edeceğim. Hatta bu yazımı bir zihinsel lezzetle; Mert'le sık sık izlediğimiz "Waking Life" isimli filmden bir alıntı ile bitirmek istiyorum:

"Varoluşçuğu bir başka Fransız modası ya da tarihsel bir merak olarak yorumlamayı reddetmemin nedeni, onun yeni yüzyıl için çok önemli bir şey sunduğunu düşünmemdir. Korkarım, hayatı gerçek bir tutkuyla yaşama erdemini, kim olduğumuzun sorumluluğunu yüklenmenin anlamını kendimize dair birşeyler yapma ve hayattan doyum sağlama yeteneğimizi kaybediyoruz.
Varoluşçuluk çoğunlukla umutsuzluk felsefesi olarak anlaşılır. Ama bence bu doğru değil. Sartre bir zamanlar kendisiyle yapılan bir röportajda hayatında bir gün bile umutsuzluğa kapılmadığını söylemişti. Ama bu adamlar okunduğunda ortaya çıkan bir şey var; hayata dair bir bulantı duygusu değil, daha çok kendi hayatına egemen olmaktan gelen gerçek bir coşku. Kendi hayatını kendin yaratırmış gibi. Postmodernistleri belli bir ilgiyle hatta hayranlıkla okudum ama onları ne zaman okusam beni hep berbat bir tatminsizlik duygusu sarıyordu, sanki kesinlikle temel olan bir şeyi dışta tutuyorlardı. Bir insandan sosyal bir yapı olarak söz ettiğinde, güçlerin çakışması nedeniyle parçalandığını ya da sınır vakaya dönüştüğünü söylediğinde yaptığın şey, mazeretler dünyasına yeni bir kapı açmaktır. Sartre sorumluluktan söz ettiğinde, soyut bir şeyden söz etmiyordu. Dinbilimcilerinin üzerinde tartıştığı bir çeşit varlık ya da ruhtan söz etmiyordu. Daha somut bir şey! Senle ben konuşuyoruz, karar alıyoruz, uyguluyor ve sonuçlarına katlanıyoruz.
Dünyada altı milyar insanın olduğu ve arttığı doğru olabilir. Bununla birlikte yaptıkların bir farklılık oluşturur. Her şeyden önce somut olarak bir farklılık yaratır. Diğer insanlar için bir farklılık yaratır ve bir örnek oluşturur. Kısaca, yani anafikir şurada; asla kendimizin değerini küçümsememeliyiz ve kendimizi değişik güçlerin kurbanı olarak görmemeliyiz. Kim olduğumuzun kararını biz veririz."
Waking Life.
Yönetmen: Richard Linklater
Hikaye: Richard Linklater
Kaçırmayın, izleyin ve düşünün...

Bu yazıya ilişkin yorumlar (9)
Waking life benim sevdigim filmlerden birisi. Richard Linklater daha onceki filmlerine referans verir ozellikle 'before the sunrise' filmine. Sanirim 'Slacker'a da referanslar var ama bir daha seyretmem gerek. Son filmi 'Fast Food Nation'i merak ediyorum. Richard Linklater'i hep Amerikan sinemasinin aykiri yonetmeni olarak dusunurum. Cunku bir cok filminin konusunu da kendisi yazar.
Cok yazdim ama su pahali yerlerde tatsiz tuzsuz seylere dunyalar kadar para verme olayinda sana katiliyorum. Ayrica kimse sana butun listeyi gezmek misyonunu vermedigi icin bunun altinda ezilmene gerek yok. Zaten listeleri kimler hazirlar bilmiyorum ama liste disinda da eminim guzel yerler var kesfedilmeyi bekleyen.
Bir yemegein,bir esyanin,ya da satin alinacak herhangi bir seyin insanin kafasinda bir fiyati olmali bence,bu ne cimrilik ne parasizlik ne de baska bir seyin isareti olmali.Tam tersine yasamlarinda para ile problemi olmamis,saglam karakterli kisiler bu konularda daha da hassas ve dikkatli oluyor.Sonucta bir seyi begendim aldim,parasi benim icin önemli degil lafina karsiyim,istisnalar olabilir,herkes kendine özel bir sey hediye etmek isteyebilri ama bunu genellemek sanrim cok yanlis.Biraz konudan uzaklastim ama olsun :).
Yapilan bir is mecburiyete bindigi zaman artik ondan zevk almak sanirim pek mümkün degil.
Sana ve Mert´e yeni yolculugunuzda kolay gelsin,ben de mümkün mertebe size eslik etmeye calisacagim,digerleri gibi.Kimbilir yolun bir noktasinda karsilasiriz belki.
slmlar
Mr TD
before sunrise/sunset ikilisinin insani waking life a ulastirmasi kacinilmaz sanirim. evet, senin yaptiklarin da dunyadaki bilmemkac insana ragmen -ve karsi- muhakkak ki fark yaratir, ornegin benim sabahimda yaratir ya da diger bir okuyucunun restoran seciminde.. fotograflarin ise fark yaratmanin otesinde katmadeger yaratabilir, tijenin katalogunda, ya da umarim seninle mertin ortak gezi/ani kitabinizda. hayat devam ederken etegindeki taslari dokmekle yukumlu hissetmeyi ister varolusumuzla ister gelecek yaratmakla aciklayalim, sonucu degistirmez. blogunu ilk okudugum gunden beri uslubuna, cabana ve ozenine bayiliyorum, sonuc -ve son- budur.
Sevgiler
Özge
Hele bir de beklediğim kişilerden gelince yorumlar... :)
Hepinize teşekkür ederim.
:))
Sevgiler...
"Bir yere varmaktansa hep yola çıkmak en güzeli"
Çekinmeyin siz de yorum yazın
(Yorumlar anında görüntülenmeyebilir.)
<< Ana sayfa