2006/06/12

Düşünce, Liste ve Bir Zihinsel Lezzet Olarak 'Waking Life'

Waking Life
Lezzetin İzinde'ye verdiğim aradan sonra Mert'le birlikte heyecanla listede kalan yerlerden bir iki tanesini seçip yola koyulduk. Gittiğimiz iki yerde de oturduktan ve menüye baktıktan sonra yememeye karar verdik. Orada bir süre oturup bu tip yerlerde yiyip ufacık bir parça yemeye büyük miktarlarda para ödemenin ve sitede bu yemeği anlatmanın, kendi dünya görüşümüz ile ve kendi düşüncelerimizin bir yansıması olan Lezzetin İzinde ile bağdaşmadığını düşündük.
Lezzetin İzinde'de her zaman listeye bağlı kalmasam ve başka şeylerden ve yerlerden bahsetsem de genel olarak İstanbul'un 100 lezzetinin sıralandığı listeyi takip ediyor ve onlar hakkında yazıyorum. Bu işe devam edeceğim ama artık listede geriye kalan yerlerden bir kısmını baştan eleyeceğim çünkü bir yemeğin değerinin kat kat fazlasını ödemek insanın beyninde farklı ve dallanıp budaklanarak büyüyen düşüncelere neden oluyor. Bu düşünceler insanı rahatsız ediyor. Listede elediğim yerler olacak ama bunun dışında öğrendiğim yeni yerler, denediğim yeni tarifler, filmler, kitaplar ve müzik hakkında yazdığım yazılara devam edeceğim.
Ödenebiliyor ise bile ödememeyi tercih etmeyi düşünmek yanlış mı olur? Alternatifler nedir? Buraya gelen insanların çoğu için hayatlarının olağan akışında yer alan bu eylemi acaba üzerinde düşünülebilir kılmak mümkün olur mu? Bu soruların cevapları hakkında uzun uzadıya konuşulabilir ama benim şu anda verebileceğim net bir cevabım yok. Tek bildiğim şey beni rahatsız eden şeyleri yapmak zorunda olmadığımı bilmek. Ben bu tip yerlere gittiğimde kendimi rahatsız hissediyorum. Rahatsız eden şey aslında dünya düzeni. Bu tip yerler de bu düzeni daha fazla hissettiren yerler. Ben gitmeyince düzende bir değişiklik olacak mı? Bunu da bilmiyorum ama ben gitmeyeceğim.
Lezzetin İzinde'ye başlama nedenlerimden birisi de fotoğraftı. Gittiğimiz bazı yerlerde fotoğraf çekerken oldukça zorlandım hatta istediğim fotoğrafı çekemeyip üzüldüm. Çünkü bu yerlerin bir çoğu karanlıktı ve bir lokantaya ışık gibi o an için gerekli aletleri götürmek ve müşterilerin arasında açmak insanları rahatsız edebileceğinden çıplak makinem ve odadaki az ışıkla yetinip fotoğraf çekmeye çalıştım. Tabii ki bu konuda hiç sıkıntı çekmediğim çok iyi ışık alan yerler de oldu. Son gittiğimiz yer, bütün saydığım diğer sebeplerin yanında fotoğraf çekmek için uygun ışığa da sahip değildi. Yani fotoğraf da benim istediğim gibi olamayacaktı.
Bu kararımda beni anlayacağınız umuyorum. Şimdiye kadar gittiğim yerlerden Adem Baba ve Yaşar Usta'da bu sorunların hiç birini yaşamadım. İşte asıl böyle yerleri anlatmak ve böyle yerlerde fotoğraf çekmek istiyorum ben. Sadece yemeklerden değil bazen de zihinsel lezzetlerden bahsediyorum sitemde. Bunlara da devam edeceğim. Hatta bu yazımı bir zihinsel lezzetle; Mert'le sık sık izlediğimiz "Waking Life" isimli filmden bir alıntı ile bitirmek istiyorum:
Waking Life
"Varoluşçuğu bir başka Fransız modası ya da tarihsel bir merak olarak yorumlamayı reddetmemin nedeni, onun yeni yüzyıl için çok önemli bir şey sunduğunu düşünmemdir. Korkarım, hayatı gerçek bir tutkuyla yaşama erdemini, kim olduğumuzun sorumluluğunu yüklenmenin anlamını kendimize dair birşeyler yapma ve hayattan doyum sağlama yeteneğimizi kaybediyoruz.
Varoluşçuluk çoğunlukla umutsuzluk felsefesi olarak anlaşılır. Ama bence bu doğru değil. Sartre bir zamanlar kendisiyle yapılan bir röportajda hayatında bir gün bile umutsuzluğa kapılmadığını söylemişti. Ama bu adamlar okunduğunda ortaya çıkan bir şey var; hayata dair bir bulantı duygusu değil, daha çok kendi hayatına egemen olmaktan gelen gerçek bir coşku. Kendi hayatını kendin yaratırmış gibi. Postmodernistleri belli bir ilgiyle hatta hayranlıkla okudum ama onları ne zaman okusam beni hep berbat bir tatminsizlik duygusu sarıyordu, sanki kesinlikle temel olan bir şeyi dışta tutuyorlardı. Bir insandan sosyal bir yapı olarak söz ettiğinde, güçlerin çakışması nedeniyle parçalandığını ya da sınır vakaya dönüştüğünü söylediğinde yaptığın şey, mazeretler dünyasına yeni bir kapı açmaktır. Sartre sorumluluktan söz ettiğinde, soyut bir şeyden söz etmiyordu. Dinbilimcilerinin üzerinde tartıştığı bir çeşit varlık ya da ruhtan söz etmiyordu. Daha somut bir şey! Senle ben konuşuyoruz, karar alıyoruz, uyguluyor ve sonuçlarına katlanıyoruz.
Dünyada altı milyar insanın olduğu ve arttığı doğru olabilir. Bununla birlikte yaptıkların bir farklılık oluşturur. Her şeyden önce somut olarak bir farklılık yaratır. Diğer insanlar için bir farklılık yaratır ve bir örnek oluşturur. Kısaca, yani anafikir şurada; asla kendimizin değerini küçümsememeliyiz ve kendimizi değişik güçlerin kurbanı olarak görmemeliyiz. Kim olduğumuzun kararını biz veririz."
Waking Life.
Yönetmen: Richard Linklater
Hikaye: Richard Linklater
Kaçırmayın, izleyin ve düşünün...

Bu yazıya ilişkin yorumlar (9)

Blogger ycurl şöyle demiş...(6/12/2006 04:26:00 PM 
Basak,
Waking life benim sevdigim filmlerden birisi. Richard Linklater daha onceki filmlerine referans verir ozellikle 'before the sunrise' filmine. Sanirim 'Slacker'a da referanslar var ama bir daha seyretmem gerek. Son filmi 'Fast Food Nation'i merak ediyorum. Richard Linklater'i hep Amerikan sinemasinin aykiri yonetmeni olarak dusunurum. Cunku bir cok filminin konusunu da kendisi yazar.
Cok yazdim ama su pahali yerlerde tatsiz tuzsuz seylere dunyalar kadar para verme olayinda sana katiliyorum. Ayrica kimse sana butun listeyi gezmek misyonunu vermedigi icin bunun altinda ezilmene gerek yok. Zaten listeleri kimler hazirlar bilmiyorum ama liste disinda da eminim guzel yerler var kesfedilmeyi bekleyen.

Blogger Mr_Turkish_Delight şöyle demiş...(6/12/2006 11:25:00 PM 
Bence de en dogrusunu ve güzelini yapiyorsun,belki baslangicta 100 yer seni yönlendirdi ama bir yanda da senin gercekten ne istedigini de ortaya cikardi sanirim.
Bir yemegein,bir esyanin,ya da satin alinacak herhangi bir seyin insanin kafasinda bir fiyati olmali bence,bu ne cimrilik ne parasizlik ne de baska bir seyin isareti olmali.Tam tersine yasamlarinda para ile problemi olmamis,saglam karakterli kisiler bu konularda daha da hassas ve dikkatli oluyor.Sonucta bir seyi begendim aldim,parasi benim icin önemli degil lafina karsiyim,istisnalar olabilir,herkes kendine özel bir sey hediye etmek isteyebilri ama bunu genellemek sanrim cok yanlis.Biraz konudan uzaklastim ama olsun :).
Yapilan bir is mecburiyete bindigi zaman artik ondan zevk almak sanirim pek mümkün degil.
Sana ve Mert´e yeni yolculugunuzda kolay gelsin,ben de mümkün mertebe size eslik etmeye calisacagim,digerleri gibi.Kimbilir yolun bir noktasinda karsilasiriz belki.
slmlar
Mr TD

Blogger hera şöyle demiş...(6/13/2006 04:58:00 PM 
oncelikle hosgeldin(iz), gozlerimiz yollarda kalmisti ama bu ayriligin bir beyin firtinasiyla noktalanacagini tahmin ettigimden beklemek hostu dogrusu. lezzet gezisi notlari senin secimin, dolayisiyla yedigin, ictigin ve odedigin senin olsun, ne olursa olsun anlatmaya devam etmen tek tercihim olacaktir.
before sunrise/sunset ikilisinin insani waking life a ulastirmasi kacinilmaz sanirim. evet, senin yaptiklarin da dunyadaki bilmemkac insana ragmen -ve karsi- muhakkak ki fark yaratir, ornegin benim sabahimda yaratir ya da diger bir okuyucunun restoran seciminde.. fotograflarin ise fark yaratmanin otesinde katmadeger yaratabilir, tijenin katalogunda, ya da umarim seninle mertin ortak gezi/ani kitabinizda. hayat devam ederken etegindeki taslari dokmekle yukumlu hissetmeyi ister varolusumuzla ister gelecek yaratmakla aciklayalim, sonucu degistirmez. blogunu ilk okudugum gunden beri uslubuna, cabana ve ozenine bayiliyorum, sonuc -ve son- budur.

Blogger Mutfak Robotu şöyle demiş...(6/13/2006 08:29:00 PM 
zoru seçmişsiniz. bu misyonu ustlenmek ve yerine getirmek...tebrik ediyorum..merakla izleyeceğimden emin olabilirsiniz...

Anonymous Adsız şöyle demiş...(6/13/2006 10:59:00 PM 
Ben lezzetin izinde blogunda aslında istanbulda uygun fiyata güzel yemeklerin yenebileceği yerleri görmek isterim.Adem babaya eşimle birlikte gitmeyi düşünüyoruz.
Sevgiler
Özge

Blogger Basak şöyle demiş...(6/14/2006 11:58:00 PM 
Gelen yorumlar beni çok mutlandırıyor. Özellikle de bu sefer gelenler beni gerçekten duygulandırdı. Yazdıklarınız benim için değerli, düşüncelerinizi okumayı seviyorum.
Hele bir de beklediğim kişilerden gelince yorumlar... :)
Hepinize teşekkür ederim.

Blogger Tomek şöyle demiş...(6/15/2006 02:41:00 PM 
Gorunen o ki, Izzet'in 1 yasini doldurmus olmasi; bir durum degerlendirmesi, iceriksel bir muhasebe ihtiyacini da hissettirmis ve sonuc olarak Izzet'e yeni bir yon verilmesi karari cikmis aile meclisinden, e hayirli olsun. Zaten, "100 lezzet adresinin bizzat yerinde denetlenmesi ve sonuclarin web uzerinden ilan edilmesi" olarak ozetlenebilecek Izzet'in yola cikis amacinin, erisilebilir bir sayi niteliginde olmasi nedeniyle, boylesi bir yol ayrimi, bence kacinilmazdi ve iyi de oldu aslinda, cunku lezzet takipciligi; populer ve notr bir ugras, kimsenin cekinmeden, fazla kafa yormadan fircasini oynatabilecegi bir nevi gokkusagi tuvali. Hal boyle olunca, Izzet'te bazen, cikan yazilarin hangi fikirsel altyapi uzerine bina edildigini aciklamakta gucluk cektigini ya da ek aciklamalarla konuya nasil baktigini netlestirmeye calistigini hatirliyorum. Simdi lezzet takipciligini zihinsel bir duzleme tasimak suretiyle, bu tur ekstra islerin yukunden kurtulmus olacaksin, hangi zeminin uzerine basarak bu isi yapmaya calistigini daha net olarak ortaya koymus olacaksin. Iyi oldu iyi, yolun acik olsun :)

Anonymous Ezgi şöyle demiş...(6/25/2006 11:32:00 PM 
Hep bilindik yerler değil zaman zaman sokak aralarındaki detayları da keşfetmek gerekir Başak Hanım, siz de bunu yapıyorsunuz. Baskalarının zevkine göre hazırlanmış listeler fikir verebilir ancak, gerisi bizim keşfetme gücümüze ve isteğimize kalır.
:))

Sevgiler...

Blogger DUMAN şöyle demiş...(4/24/2007 12:28:00 AM 
Richard Linklater'ın Before Sunrise ve Before Sunset filmlerini daha önce izlemiştim fakat Waking Life konusunu okuduktan sonra pek ilgimi çekmemişti, dün sitede gezerken tekrar gözüme çarptı ve tavsiyenize güvenerek izlemeye karar verdim, bugüne kadar izlediğim en sıradışı filmlerden biriydi, bana biraz "Kahve ve sigara" filmini anımsattı, bir defa izlendiğinde tam olarak sindirilebileceğini sanmıyorum, tekrar tekrar izlemekte fayda var. Filmi ingilizce olarak izleyenler daha şanslı diye düşünüyorum, filmin büyük bölümünde konuşmalar son derece akıcı ilerlediğinden ben altyazıları okumaya çalışırken örneğin evrim teorisinden bahsedildiği sahnede akvaryumda ki balığın yürümeye başladığını farketmemiştim :), benim için filmin esas cümlesi ise
"Bir yere varmaktansa hep yola çıkmak en güzeli"

Çekinmeyin siz de yorum yazın
(Yorumlar anında görüntülenmeyebilir.)

<< Ana sayfa

Başak Gürbüz Derman

Başak Gürbüz Derman
İstanbul, Türkiye
gurbuzbasak{a}gmail.com

Kişisel Sayfam
Diğer Fotoğraflarım (Flickr)

Get Firefox!

Join the Greenpeace cyberactivist community and start making waves.