2005/10/07

Nick Cave, Sonbahar, Eymir

Zaman sonbahar değilse hep sonbaharı beklerim.

Eymir'de Sonbahar

Sonbaharda değişik bir rahatlama hissederim. Sanki doğa sakinler, etraf sakinler. Ben sakinlerim... Renkler güzelleşir. Gökyüzünün tonu değişir. Güçlenir. Işık değişir. Koku farklılaşır.
Ankara ve Bolu'nun sonbaharı çok güzel olur. Bolu'nunkini sadece içinden geçerken görürüm ama Ankara'nın sonbaharını senelerce yaşadım. Anıttepe'de büyüdüm ben. Kumrular sokaktaki kocaman ağaçların arasından, birikmiş kuru yapraklara basarak defalarca geçtim. Meclis Parkı'ndan geçip Botanik Park'a kadar defalarca yürüdüm; yağmurda, güneşte. Konutkent'te senelerce camdan dışarıyı izledim. Ve Eymir'e her defasında bayılarak gittim...
Sonbaharın SonuÇevresinde yürümek, tepelere çıkmak, gölün yanında yatıp ördeklerle kazları izlemek, balık ekmek yemek, üşürken zıplayarak yemek, serçelere ekmek atmak, sohbet etmek, etmeyip susup dinlemek, sakinlemek için...
Ankara'nın nesi farklı İstanbul'dan biliyor musunuz? Ne kadar yağmur yağsa da sonrasında bir parlaklık olur, güneş çıkar. Ne kadar soğuk olsa da her yer aydınlık ve nettir. İstanbul'da iseSerçe hep bir pus olur. Bir grilik. Kapalı, karanlık, kirli bir görüntü. Belki de bana öyle geliyor. Yağmur bile değişik yağar. Çoğu zaman yağıp yağmadığı anlaşılmaz bakınca İstanbul'da ama yürürken yüzünüze çarpar, arabanın camı ıslanır. Yoğunlaşmış nem mii, yağmur mu belli olmaz.
Ankara'ya son gidişimizde yine Eymir'e gittik. Hem de bir kaç defa. Henüz çok sararıp kızarmamıştı yapraklar ama olsun, kokusundan belliydi sonbahar. Buraya eskiden çektiğim bazı fotoğrafları da bulup koydum.Üç Serçe Tam o hissi versin diye. Sonbaharın son zamanlarından. Umarım bir hafta sonu Yedigöller'e gidip sonbaharı dibine kadar yaşarız bu sene. O zaman işte güzel fotoğraflar koyacağım.
Eymir'de hafta içi kimse yoktu. Köpekler, serçeler ve biz vardık bir tek. Ördekler bile yoktu. Her zaman balık ekmek aldığımız yer kapalı olduğu için oradan önceki büfeden alıp, gölün yanına koydukları minderlerin üzerine uzandık. Serin bir rüzgar vardı ama parlak güneşte ısındık. Bazen üşümek de güzel.
Sürüyle serçe geldi yanımıza, hatta dibimize ve hatta üstümüze kondular. Ağzım kulaklarıma vardı benim.Balık Ekmek Hepsi de doydu tabii balık ekmeğin ekmeğiyle.
Eymir'de Norveç uskumrusunu pişiriverip ekmeğin arasına atıyorlar ve:
"Soğan?"
"Evet, biraz lütfen."
"Limon, biber?"
"Evet"
"Kekik?"
"Evet, evet, evet..."
Ve yanında buz gibi bira. Mutluluk.
Sonra bir yarım ekmek daha... Ekmeklerin büyük kısmı serçelere.


Sonbahar'da Eymir

Her mevsim Nick Cave dinlerim ben, her ay, her hafta. Senelerdir. Şu an bile. Nedense güzün daha fazla dinlerim. Nick Cave benim en sevdiğim müzisyendir. O kadar etkileyici bir sesi var ki bazen tüylerim diken diken olur. Bazen mutlandırır, bazen üşütür ama çoğu zaman hüzünlendirir. Bazen rahatlatır; öyle sinirli söyler ki şarkıyı, o kadar gerilir ki müzik, şarkı bitince rahatlarım. Şarkı sözleri de sesi kadar etkileyicidir.
Nick Cave and The Bad Seeds'in tüm albümlerine bayılırım. Hiç bir şarkısını ayırt edemem. Benim için birinci sıradadır.
Hayatımda yaşadığım en güzel şeylerden biri de Nick Cave konseriydi. İzlediğim en güzel konserdi. Yağmur altında.... Hala gülümsüyorum. Umarım bir kez daha izleyebilirim...

Nick Cave

Bir sonbaharda, Eymir'deysem, Nick Cave de kulağımdaysa...

Bu yazıya ilişkin yorumlar (20)

Anonymous İsimsiz şöyle demiş...(10/07/2005 02:36:00 PM 
Ben bu siteye artık işyerinden bakmamaya karar verdim. İnsan birkaç satır sonunda ve siteye konmuş herhangi bir yazının başında sizi karşılayan tek bir kareyi gördüğünde müthiş bir acz ve çaresizlik içinde hissediyor kendini. Olayı somutlaştırmak için bu son yazı örneği üzerinden gidersek; ne deniyor bir bakalım: Bir kere sonbahar deniyor, ama sonbahar denmekle kalsa iyi, sonbahar'da Eymir deniyor, yapraklar deniyor, Kumrular Sokak deniyor. Burada apaçık bir kışkırtma var, sonbaharda sokağa davet var, efendim yazarımız bununla da yetinmiyor, biz ODTÜ'lüler için çok sembolik bir öneme sahip balık-ekmek diyor, norveç uskumrusu diyor, bizi bizden alıyor, bu da kesmiyor yazarımızı, yanına bir de buz gibi bir bira diyor, son darbe de son paragrafta geliyor: Nick Cave ve kötü tohumları dinledik bu arada diyor. Alın bakalım şimdi, çıkabiliyorsanız çıkın işin içinden. İnsanın "Nick Cave abi diil de Madrugada dinlesek, daha iyi gitmez mi norveç uskumurusunun yanına, Norveç çıkışlı bi grup ya hani?" diye sorası geliyor. İnsaf yahu, bizim de canımız var. Yazara bu satırlardan seslenmek istiyorum: Sana hiçbir şey demiyorum yazar kardeşim. Ben fanustan bozma bir plazanın bilmemkaçıncı katında oturmuş bu satırları okuyorum, her bir kare, her bir cümle boğazıma diziliyor, boğazımdan geçse gaz yapıyor, zaten günlerden cuma, öğleden sonra önümde yığılı angaryalardan kaçmak için bahane arıyorum, bu yazı tam bir zehir, eğer ille de böyle yazılar olacaksa bu sitede ilerde de, ki sitenin editoryal politikası bunu gerektirebilir ve buna saygı duyarım, eyvallah ama yazar dipnot olarak panzehiri de versin.
İyisi mi, bu siteye hesapsız-plansız bir yolculuk, bir serüven arayışı ya da bir kaçış esnasında gireyim, hiç değilse, bir Bolçi gördüğümde, rotayı Bolu'ya çevirme imkanım olur o zaman, ya da cheesecake tadasım geldiğinde, hop atlar giderim HausKafe'ye, ya da canım balık-ekmek çeker, Eymir'e otostop'la giderim, bir de bira çakarım üzerine, işte bakın o zaman bu site benim favori sitem olur, yoksa benim bu siteye kaptıracak bir tane bile hit'im olmaz arkadaş :)
Şaka bir yana, siteye emeği geçen arkadaşlara iki çift sözüm olacak: Elinize, gözünüze, ayağınıza, deklanşörünüze, klavyenize sağlık...
Teşekkürler, ben gidiş yolunuza puan veriyorum, umarım tam sonucu da pek yakında yakalarsınız.
Kendinize iyi bakın.

Obur Emre

Blogger hera şöyle demiş...(10/07/2005 03:42:00 PM 
artık tamam.
cheesecake yedin ses etmedik, güneydoğuda bazlamalar yedin yaylalarda gezdin, hadi bakalım dedik.. ama bu fazla. yok bunu okumak beni yerimden kaldırıyor, işyerindeki açılmaz cama sandalyemi vurarak koccaman bir gökyüzü boşluğu açıyorum, hoop diye zıplıyorum 1.1 m denizlik mesafesine, ve sonra boşluk... fonda: When you're standing on the crossroads
That you cannot comprehend
Just remember that death is not the end

And all your dreams have vanished
And you don't know what's up the bend
Just remember that death is not the end

Blogger Aliye şöyle demiş...(10/07/2005 04:22:00 PM 
Az önce açtım mailimi, metu.ppt dosyayı fonda yeni türkü'den çember, ardında hadi diyorum sitelerde gezineyim çok mealnkolik oldum, burada eymiri görüyorum, balık-ekmeği görüyorum, serçeleri görüyorum ve zannediyorum ki girşten rektörlüğe kadar yere düşmüş yapraklardan kim daha çok ses çıkartacak diye arkadaşlarla yarış yapıyoruz, güle oynaya, oradan kortlara gidip bir çay bir tost yiyoruz... Pek fena oldum demiştim ama yanlız değilmişim, 29 Ekim'de kaçsam mı ki okuluma? Ne çare etrafta tek tanıdık görmediğim sürece...

Blogger fethiye şöyle demiş...(10/08/2005 01:14:00 AM 
Gercekten de benim dusunduklerimi ne iyi anlatmis Obur Emre, Hera ve Aliye. Bir de artik yilda sadece 2 - 3 gun belki gidebiliyorsan Ankara'ya, daha da koyuyor bu yazilar. Okumasam bir turlu okusam bambaska bir turlu! :)

Blogger zinnur şöyle demiş...(10/08/2005 01:54:00 AM 
Eymir dedin beni de ogrencilik yillarima dondurdun. Ne guzel anilarimiz var orada...

Blogger Basak şöyle demiş...(10/08/2005 01:44:00 PM 
Obur, her bir kare her bir cümle gaz yapıyormuş, inan üzüldüm ama bu yemeklerden bir çoğu da gaz yapıyor, için rahat olabilir! :)
Kışkırtmakla suçlanmışım; ben de diyorum ki bazen kışkırtanlara ihtiyaç olur toplumlarda, sürüden ayrılmaları için yardım etmek amacıyla. Fena bir şey değil zannedersem, öyle değil mi? ;) E bazen acı veriyordur ama olsun bu acı, kaptırıp gitmekten daha iyi.
Ve Obur, panzehir olsa kendim kullanacağım ama yok maalesef. Yorumun ve gidiş yolum hakkında söylediklerin için de teşekkür ederim, umarım güzel olur.
Veee Hera, bak Nick de söylüyor, "ölüm bir son değil". Kızma yav! ;)) Sen de gidiyorsun, Çerkezo'ya, Peşşın kafelere bir şey diyor muyum ben? Kuzu kuzu okuyorum.
Aliye, bence 29 Ekim'de git istediğin yere, yalnızken de güzel olur.
Fethiye, ben de artık sık gidemiyorum Ankara'ya ama senden biraz daha şanslıyım sanırım. Okumaya devam et bence, böylece çok da uzak kalmamış olursun.
Zinnur, güzeldir oralar...

Blogger Burcu şöyle demiş...(10/08/2005 08:01:00 PM 
Ankara, daha çok arkadaşlar demekti benim için. İki, üç günlük ziyaretlerden ibaretti. Şehir, ne yalan söyleyeyim, çok da birşey ifade etmiyordu. Bir dahaki gidişime çok daha farklı bir gözle bakacağım. Yazdıkların rehber olacak bana.

Anonymous İsimsiz şöyle demiş...(10/09/2005 12:13:00 AM 
Burcu'nun yazdiklarindan esinlenerek yeni bir yorum daha eklemek istiyorum. Tabii burada Ba$ak'ın ho$gorusune siginiyorum; niyetim, blog'unu caktirmadan forum havasina sokmak degil :) Sonradan Istanbul'lu olup kendini bu $ehrin guzelligine fazlasiyla kaptirmi$ bir ademoglu olarak $oyle bir yokladim kendimi ve Ankara'nin bana ne ifade ettigini du$undum de; ODTU, Eymir ve ODTU'den edindigim siki dostlar di$inda pek bir $ey gelemedi gozumun onune. Denebilir ki, "daha ne istiyorsun Ankara'dan behey nankor adam", bunu da anlayabilirim, ama bu ayri bir mevzuu, yillardir devam eden ve hic eskimeyecek bir "Ankara vs Istanbul" polemiginin ana damari olan bu mevzuuya girmemekte fayda var, malum blog ortamindayiz, forum ortaminda degil ;) Sozun ozu, Ankara'dan ODTU baglantili olmayan carpici, kaydadeger guzellikler cikarmak maharet ister. Dolayisiyla Ankara'yi Istanbul'a her zaman yegleyecegini bildigim yazarimiz Ba$ak'a hodri meydan demek istiyorum: Ankara'dan -ODTU'ye ili$meden ama- ba$ka ne yazabilirsin? Mumkun mudur blog'unda Ankara kokenli i$tah acici bir yazı daha gormek?
Hint: Mumkundur, ama soylemem, bu da Ba$ak'in ev odevi olsun :)
Onur Emre

Blogger Mutfakta Zen şöyle demiş...(10/09/2005 03:58:00 PM 
listeye ben de adimi yaziyorum basak'cigim, (artik kendimi öyle tanimlayabilirim) eski bir odtülü olarak.. neticede takvimler 2006'yi gösterdiginde 20 yil geçmis olacak aradan!
tijen

Blogger hera şöyle demiş...(10/10/2005 10:19:00 AM 
allaaah! konu tam sevdiklerime, özlemlerime, geçmişime, yaniii dokunulmayacaklar listesine tekabül etti.. Başak ödevini erken yaptı, ilk olarak ugruna yandigim ankara simidini yazdi zaten, Onur Emre..
Haydi Başak bastır bir Ankara havası oralardan.. daha istanbulu çook gezeriz nasıl olsa seninle:)

Blogger Basak şöyle demiş...(10/10/2005 02:27:00 PM 
Herkes için farklı bir anlamı vardır şehirlerin. Herkesin kendisini rahat hissettiği bir yer vardır. İstanbul'da kendimi hep misafir gibi hissediyorum. Sadece evimizde rahatım. Alışmaya çalışıyorum hala. Ankara'da ise daha rahatım ama belki de en rahat edeceğim yer Ankara da değildir. Bütün bu tercihler özneldir. Sonuçta her nesneye her olaya anlam katan kişinin kendisidir.
Ankara'daki ODTÜ ile bağımsız lezzetlere gelince ilk aklıma gelenleri yazayım bakalım Obur Emre: Hera'nın anımsadığı gibi ilk sırada Ankara simidi var. Bu konudan bahsetmiştim ama sen sıkı takip edememişsin. Takip ettiğim listede Erenköy simidi de vardı. Alıp yemiş sonra da
işte bu yazıyı
yazmıştım. Ankara simidinin yerini tutmamıştı. Ankara simidini alıp; Karanfil sokakta, Yüksel'de, Sakarya'da, İzmir caddesinde, Anıtkabir'in etrafında, Kuğulu Park'ta, Meclis Parkı'ndan Botanik'e kadar giderken yolda yemek nasıl güzeldir!
Ankara Lezzetleri başlıklı bir yazımda da ablamlardaki mangal keyfinden bahsetmeme rağmen Fethiye ve Zeynep'ten Ankara'da özledikleri lezzetlere dair yorumlar gelmişti. Akman'ın bozası, Sakarya caddesi'ndeki Hosta'nın döneri ve ayranı, Sakarya'daki hamsi tava ve midye tava, Kıtır Piliç'in kokoreçi ve kumpiri konuşulmuştu.
Tenedos'u da ekleyebilirim şimdi. Kahvelerini, kocaman porsiyon tatlılarını, sıcak şarabını belki İstanbul'da bulabilirim ama çalan müzikleri çalan bir yer bulamadım İstanbul'da. Bulsam bile ortamı farklı olur, olmasa bile çok pahalı olacağı kesin. Özellikle soğuk kış günlerinde Tenedos'un içine girip gül aromalı çayını içmek benim için ayrı bir keyiftir.
Gelelim turşu suyuna; İstanbul'da henüz doğru düzgün turşuya da turşu suyuna da rastlamadım. Ama Sakarya'dakiler nasıldı? ;)
Son gidişimizde Ümitköy'deki Riva Pastanesi'nin limonlu pastasına bayıldık. Zaten öneriler üzerine yedik; herkes biliyor yani. O kadar hafif ve lezzetliydi ki anlatamam.
Kuğulu Park'ın içindeki kafe'de Türk kahvesi ya da demlikle gelen çayı da sayabilirim.
Bir zamanlar da SSK işhanında Terapi diye bir yer vardı. Çok güzel şarapla beraber muhteşem canlı blues müzik olurdu. Havalandırma o kadar iyiydi ki, sigara dumanından hiç rahatsız olmazdık. İşte öyle bir yerle de karşılaşamadım İstanbul'da. Keyifle sohbet edip, şarap içilecek harika bir yerdi.
Galleria'nın içinde bir sandviç yerdik Mert'le, patlıcanlı domates soslu, hala duruyorsa bir daha ki gidişime ismini öğrenip yazacağım, Onur. Aklıma geldikçe de devam ederim.
Ama şimdi
Hera
, sıkı dur; Tadım Pizza geliyor...

Anonymous İsimsiz şöyle demiş...(10/10/2005 04:44:00 PM 
Ba$tan soyleyeyim: Pes! Ya da tamam, tu$ oldum :)
Ba$ak'in son yorumunu gorunce hissettiklerimi ozetlemek gerekirse:
1) Mufredatina dogru durust bakmadan, yani girecegi derse hazirlanmadan ogrencisinin kar$isina cikan ve ogrencisine coktan yapilmi$ bir odevi tekrar vermeye kalki$an bunak bir hoca.
2) Apartopar ringe firlami$ bir halde rakibini hafiften yoklamaya cali$irken, saganak yagmur gibi gelen aparkatlar kar$isinda daha ilk raund'da yere yigilip kalan hevesli, ama acemi bir boksor.
3) 2. Dunya Sava$i'nda Alman zirhlilarinin hizli ve kesin sonuc alan Blitzkrieg taktigiyle tani$ma anini ya$ayan zavalli Polonya'li ya da Fransiz bir asker.
Bu liste boyle uzar gider, e, ne demi$ler: "Erken oten horozun ba$ini keserler".
Tamam Ba$ak'cigim, aldim boyumun olcusunu ya da agzimin payini, $imdi bir de bu yorumun uzerine "Tadim Pizza" yazisi patlatmanin ne alemi vardi :)
Evet cocuklar, ben Orko abiniz, bugunku bolumde neyi ogrendik, bir bakalim: Hoca olmak herkesin harci degildir, hele hele derse bir ogrenci gibi hazirlanmadan hoca kiligina girerseniz, He-man bile olsaniz sokmez. Siz siz olun bunlari aklinizdan cikarmayin, bir dahaki yazida bulu$mak uzere, ho$cakalin...

Anonymous İsimsiz şöyle demiş...(10/12/2005 10:42:00 AM 
Ankarada yaşıyor birde odtülülük varsa Eymirin yeri bir başkadır. Ben eymiri kar yagarken gitmenizi tavsiye ederim. Balık ekmek yemeyi unutmayın ama. Başak senden birde Eymiri kışın göl buz tuttugunda görüntülemeni isterim.Füsun

Anonymous İsimsiz şöyle demiş...(12/29/2005 08:22:00 AM 
Merhaba Başak,
Seninle geçen Cumartesi tanıştık ve fırsat buldukça okuyorum yazdıklarını...

ODTÜ lü değilim ama biliyorum ki(arkadaşlarımdan) ayrıcalıklısınız:)

Ankara'ya gelince memleketim,doğduğum büyüdüğüm yer...Ben 30 yıldan sonra İstanbul'a geldim ve hala kendimi misafir gibi görüyorum burada...

Beni bir an Ankara'da dolaştığım yerlere götürdün sabah sabah,teşekkür ederim sana:)

Blog çok güzel,ellerine,yüreğine,ayaklarına sağlık...Yolun hep açık olsun...

Sevgilerimle,

Ayşen

Anonymous İsimsiz şöyle demiş...(1/15/2006 09:20:00 PM 
ben yazdım bu da çıkarmı acaba :)

Anonymous İsimsiz şöyle demiş...(1/15/2006 09:45:00 PM 
Bahcelide Sim Pastanesinin dondurmasıda süperdir.

Anonymous İsimsiz şöyle demiş...(1/15/2006 09:47:00 PM 
Nedir bu yemek merakı baska isiniz yok mu sizin ?

Millet acından oluyor,
Bunlar nerde ne yenir.
Sonra nasıl zayıflanır..

Anonymous İsimsiz şöyle demiş...(1/27/2006 02:19:00 PM 
ANKARANIN EN GİZLİ LEZZETLERİ 1

ANKARA'DA DÖNER BENCE 3 YER DE YENİR SIRASIYLA; KIZILAY MENEKŞE PASAJININ EN ALT KATINDA PEHLİVAN KEBAPÇISI, KUMRULARDA CİCİ PİKNİK VE DEMİRTEPEDE ÖZGE PİKNİK. PEHLİVAN'IN KÖFTESİ DE ÇOK GÜZEL OLUR, BİR DE ULUS DA SANAYİNİN İÇİNDE ÜSTÜNEL KÖFTECİSİ VARDIR, KÖFTESİ NORMAL AMA KÖFTENİN YANINDA NEREDEYSE TÜM YEŞİLLİKLERDEN BİR MASA YAPARLAR, BU ARADA SİTE ÇOK GÜZEL EMEĞİNİZE SAĞLIK...

Anonymous Ahmet AŞIK şöyle demiş...(7/30/2007 11:28:00 PM 
selamlar bi güvenlik şirketi satış müdürüyüm.iş gereği hep dışarıda yemeteyiz.Köfte hususunda 50 metre arayla üstünel Köftecisi ,Ankara Köftecisi,Köfteci Şahin ankara belki denemediğimiz yer yok.eğer sizde benim gibi lezzet hastası biriyseniz köftede tek geçerim süleyman usta ANKARA KÖFTECİSİ 1969 dan beri yeni sanayide bulunan bi mekan ,hem lezzet,hem kalite,hem böyle fiyat yok arkadaşlar,şiddetle öneririm ,yarın gene ordayım yazarkan bile canım çekti...

Anonymous İsimsiz şöyle demiş...(8/31/2007 11:00:00 PM 
sakarmeke yabanördeğidir son uçuşları yapan eymir'de. gereksiz işlerle uğraşırız her gün. sakarmekelerin gitmesini hiç duymayız. onlar hep gidip gelecekmiş gibi gelir bize. baharı gördüğümüzde hep kışların biteceğini düşünürüz. zaman su kadar kalıcı değildir. bizden sonra kalacak sanırız herşeyin. oysa zaman bizimle var olur. eymir'de zamanın nasıl geçtiğini düşünün. uğur nihalguler1@yahoo.com

Çekinmeyin siz de yorum yazın
(Yorumlar anında görüntülenmeyebilir.)

<< Ana sayfa

Başak Gürbüz Derman

Başak Gürbüz Derman
İstanbul, Türkiye
gurbuzbasak{a}gmail.com

Kişisel Sayfam
Diğer Fotoğraflarım (Flickr)

Get Firefox!

Join the Greenpeace cyberactivist community and start making waves.