Atatürk Arboretumu (Zihinsel Ziyafet)

Bu yazıyı; elinizdeki kağıt mendili, yiyip bitirdiğiniz çikolatanın paketini, bir hafta önce gittiğiniz sinemanın cebinizde unuttuğunuz bilet koçanını, kendinizi ve etrafı zehirlemek üzere içtiğiniz sigaranın izmaritini vesaireyi vesaireyi yere atmayacağınıza dair kendinize güveniyorsanız okuyun ve eğer bunları yaparak doğaya zarar vermediğinizi düşünüyorsanız hatta bu aklınıza bile gelmiyorsa lütfen bu akılsızca yaklaşımınızı gözden geçiririn ve bilinçlenmeye çalışın. Biliyorum ki; çevreye zarar veren davranışların eğitim düzeyiyle değil zeka düzeyiyle ilgisi var.
Her hareketten önce düşünmeli; zaten bir süre sonra doğru olan alışkanlık haline gelir.Bu uyarıdan sonra; size İstanbul'un enfes bir yerinden bahsedeceğim. Bu kez anlatacağım yer damağınıza ve midenize değil de ruhunuza hitap eden bir yer olacak: Atatürk Arboretumu...

Arboretumlar aslında eğitim ve bilimsel amaçlı kurulmuş bitki müzeleridir. İnsanlara yüzlerce çeşit bitkiyi tanıtmak, nesli tükenen türleri koruma altına almak, yabancı kökenli türlerin ülke şartlarına uygunluğu konusunda bilgi edinmek gibi amaçlarla kurulan arboretumlardan bir tanesi de İstanbul'da Belgrad ormanının güneydoğusunda kurulmuş. Hafta sonu girebilmek için giriş kartına sahip olmak gerekiyor. Bu giriş kartına sahip olabilmek içinse önce bir form dolduruluyor; forma üyesi bulunduğunuz
derneklere kadar detaylı bilgiyi girdikten sonra ( tabii üyesi bulunduğunuz dernek varsa!) kabul edilmeyi bekleyorsunuz. Bir de üyelik ücretinizi yatırmış olmanız gerekiyor. Yani buraya haftasonu girebilmek için seçim yapılıyor insanlar arasından. Peki neye göre seçilebilir ki insanlar? Efendim eğer şu derneğe üyeyseniz kesinlikle yere çöp atmazsınız, eğer şu fakülteden mezunsanız ağaca isminizi kazımazsınız ama eğer orada çalışıyorsanız yangın çıkarabilirsiniz... Böyle bir seçimi kim neye göre
yapabilir? Haydi diyelim harika bir yöntem buldular ve şıp diye ayırt edebiliyorlar çevre düşmalarını ve koruyabiliyorlar müzeyi; peki hafta içi girişler neden serbest? Bence bu işlerin doğum yeriyle, meslekle ya da dernek üyeliğiyle bir ilgisi yok. Dolayısıyla bilinçsiz insanlardan doğayı kurtarmanın yolu bu değil. Koruma faaliyetlerini gerçekleştirecek eleman azlığından ötürü bu yöntemi geliştirmişler. Onca işsiz insan varken bu eleman eksikliği neden bilmiyorum. Girişte bekçilerin maaşını karşılayacak oranlarda belli bir miktar ücret alınsa, anlamsız eleme yönteminin uzun sürecinden kurtulunmuş olur. Aslında bizim memlekette kişi başına bir bekçi gerekir ki bu durumda o kadar bekçinin maaşı nasıl ödenir bilmiyorum. Bu bir çıkmaz...

Daha derin mevzulara dalmadan size arboretumun güzelliğinden bahsedeyim. Biz buraya sonbaharda gitmiştik, o yüzden size sonbaharda çektiğim fotoğraflardan bir kaçını sunuyorum. Oldukça büyük bir alanda envai çeşit bitki var. İstanbul'un pis havasını, sıkıcı trafiğini, can sıkıcılığını unutturan, rengarenk, tertemiz bir yer burası. Çoğu bitkinin üstünde latince isimleri yazıyor. Tabii keşke hepsinin üstünde yazsa, hatta geniş bilgi edinebilsek falan filan ama bu kadarı bile bizi mutlu etmişti gittiğimizde. Yere düşen kurumuş kahverengi yapraklarla yatak gibi olmuş yerde yürürken çıkan hışırtıları dinlemek, toğrağın ıslak kokusunu almak, doğanın tüm renklerini izlemek o kadar rahatlatıyor ki; oradan çıkıp şehre dönerken şehrin sıkıntısını bir süreliğine yapay olarak unutmuş oluyorsunuz. Bir süre sonra tekrar hatırlıyorsunuz tabii, bu sefer de keşke hep öyle bir yerde yaşasam, ne arabalar olsa etrafta ne gürültü ne de sıkıntı diye düşünüyorsunuz. Hepiniz böyle düşünmüyor olabilirsiniz, ben kendi düşüncelerimi dile getirdim...
Bu arada arboretum bir piknik ve mangal alanı değil ama evden getireceğiniz peynir ekmek ya da meyvenizi yiyebilirsiniz, koşabilirsiniz, yatabilirsiniz ya da kitap okuyabilirsiniz... İyi eğlenceler...

Bu yazıya ilişkin yorumlar (10)
Yazdiklariniz ne yazik ki cok dogru; herkese bir bekci gerekiyor memlekette.
Ne tuhaf degil mi? ABD'deki bazi parklarda gonulluler calisir. Bizde, dediginiz gibi issizlik cok, bu gibi yerlerde calisacak insan yok ama. Aklimda kalsin, insallah bir Istanbul gezimde gormek isterim.
dayanamayip kadina "o zaman sozumu geri aliyorum ve 5 senelik maasimi istiyorum" demistim, annemin hayret dolu bakislari altinda. Sonunda halloldu is; tabii ki buldular istifa kaGIdimi ama ise bakar misin 5 sene surmus istifamin emekli sandigina ulasmasi. 5 koca sene! Bir de burasi ODTU.
Siteniz cok keyifli ve özenle hazırlanmış, belli. Ankara'da yaşıyorum ama iki yıl eğitimim nedeniyle İstanbul'da kaldım. İlk yıl tam anlamıyla nefret ediyordum. Şimdi çok özlüyorum o giderek çirkinleşen şehrin sakladığı güzellikleri.
Böyle bir bitki müzesi Yalova'da Termal'de var. İnsana nefes almanın keyifli birşey olduğunu hatırlatıyor.
ODTU mezunuyum ve "üstelik burasi ODTU" seklindeki şikayetleri haklı bulamıyorum. Nereye gidersek gidelim bizim gibi insanlarla karşılaşırız.
İnsan bu guzellikler karsısında hayrete dusuyor...
Arboretum kadar olamaz ama, süleymaniye arkasındaki (diyanet'in ordan girilen) botanik bahçesine de uğramanızı öneririm.
İstanbul'da iken oraya nasıl gidilir diye bi ufak araştırma yaptım.
Orada İstanbul Üniversitesi'nin Orman Fakültesi varmış ve otobüsle ulaşılabiliyormuş.
taksim'den veya 4.Levent'ten otobüs veya minibüsle ulaşmak mümkünmüş.,
site de yapmislar - ne kadar guncel bilemiyorum
http://www.orman.istanbul.edu.tr/muzeler/arboretum/index.htm
Tavsiyem Bahcekoy de yasayan bir tanidik bulun rahat rahat Arboretumu ziyaret edin.
Ben mi nerede oturuyorum?, onuda siz tahmin edin...
Çekinmeyin siz de yorum yazın
(Yorumlar anında görüntülenmeyebilir.)
<< Ana sayfa