2008/03/01

İzleyiniz

Hayatınızda hiç bir hayvan barınağına gittiniz mi? Sizi sizden daha güçlü birilerinin o barınağa mahkum ettiğini düşünün! Korkunç! Insanların bir şekilde dayanacağı kanunlar var (bu konu da tartışılır ya!) peki ya hayvanların? Onlar için çıkarılan yasalar yeterli mi? Hayır. Uyanalım artık yahu, uyanalım, kendimiz için ve bu dünyada yasayan canlılar için. Her şey kötüye gidiyor.
Ve insanlar! Lütfen pet-shop denilen yerlerden satın aldığınız (bir canlı nasıl satın alınabilir, bir canlı nasıl satılabilir bunu da düşünün!) hayvanlardan sıkılıp onları terk etmeyin. Onlara kötü davranmayın. Lütfen! Ona bakamayacaksanız, onu evinize almayın. Onu eve alıştırıp sonra sokağa bırakmayın. Onunla yaşamaya basladıysanız, sonuna kadar onunla birlikte olun.
Hayvanları satın almayın! Lütfen düşünün biraz, bir hayvan nasıl satın alınabilir!
Bir hayvanla yaşamak istiyorsanız, ona bakmak istiyorsanız barınaklardakiler sizi bekliyor. Satın almayı düşündüğünüz hayvanlardan bir farkı yok onların. Onlara şans verin.
Kendinize bir şans verin. Bir hayvanla ilişki kurduğunuzda hayatınızın değiştiğini farkedeceksiniz. Buna izin verin. Onlarla dost olun. Onlarla barışın.
Ve lütfen, yönetmenliğini Mert Başaran'ın yaptığı, Müşfik Kenter'in seslendirdigi şu videolari izleyin.
Kalbinizin yumuşamasına izin verin.
1. bölüm:



2. bölüm:



yazının tamamı...

2008/02/27

Düşününüz!


Lütfen gözlerinizi açın. Lütfen kafanızı çalıştırın. Lütfen oy verdiğiniz insanların insanlara, hayvanlara ve ormanlara yaptıklarını düşünün. Gazetelerde okuduğunuz her şeye güvenmeyin. Uyanın! Her konuda!
Şimdi şurada yazanlara bir göz atınız.
Hayvanlardan korkuyorsanız önce bilgilenmeniz lazım, bilgileniniz. Hayvanları aç bırakmak, zehirlemek, öldürmek, dövmek, yaralamak, korkutmak, onları bulundukları yerden alıp uzak ormanlara götürüp bırakmak yanlıştır, lütfen anlayınız. Osmanlı'dan beri yapılan bu işlem istediğiniz sonucu sağlamıyor, artık işkence yapmaktan vazgeçiniz. Bu yöntem dünyanın hiçbir yerinde başarıya ulaşmadı. Sokak hayvanları da sokaklarda yaşamaktan, insanlardan gördükleri muameleden memnun değiller. Onların da yaşam hakları üstelik güzel yaşama hakları var. Bu hak sadece insanların değil. Bu dünya sizin mülkünüz değil, bunu anlayınız. Sokak hayvanları için ve kendiniz için en iyi yöntem, sokak hayvanlarının incitilmeden toplanması, düzgün bir şekilde aşılarının yapılması, kısırlaştırılması, hastalığı olanların tedavi edilmesi ve tekrar alındıkları yere bırakılmasıdır. Bu tek gerçek yöntemdir. Bunu unutmayınız. Hayvanların bambaşka yerlere değil, alındıkları yere bırakılması onların o yeri sahiplenmesi anlamına gelir ve başka hayvanların o çevreye girememesi, o çevreyi yuva edinememesi anlamına gelir. Böylece her hayvanın bir yuvası olur, o hayvan yaşadığı yerdeki insanları tanır ve onları korur...
Korkunuzu ve nefretinizi bir kenara bırakıp bir süre onları gözlemlerseniz bütün bunları farkedersiniz. Onları toplayıp zehirlemekle, öldürmekle onlardan kurtulamazsınız. Bunun yerine onlarla yaşamayı öğrenmeli, aşıla, kısırlaştır ve yerine bırak uygulamasını desteklemelisiniz.
Lütfen gözlemlemeye ve düşünmeye zaman ayırın! Lütfen! Bir hayvana iyi davranırsanız onun size iyi davrandığını göreceksiniz. Onlar sizden daha güçsüz. Kafanızdaki olumsuz düşünceleri bir kenara bırakın. Onları biraz izleyin. Kalbinize iyi gelecektir.
Bir de şu sergiye gidiniz lütfen. Sanata bir gün ayırınız. Kalbinizi yumuşatmasına izin veriniz. Sergi 13 Mart'ta açılıcak 22 Mart'a kadar devam edecek. Yer; Kanyon MAC (Mars Athletic Club)

yazının tamamı...

2007/09/06

Doğum ve Aile Fotoğrafçılığı


Son yazımdan bu yana aylar geçti. O zamandan bu yana Lezzetin İzinde'ye hiçbir şey yazamadım. Sizden gelen yorumları okuyabiliyorum sadece. Zihinsel Lezzetler için yeni bir blog açma fikri de bir köşede bekliyor. O yönde bir çaba sarf etmedim henüz. Ama size çaba sarf ettiğim başka bir şeyin haberini verebilirim. Uzun zamandır obje, yemek ve still life fotoğrafları için uğraşırken artık doğum fotoğrafçılığı da yapıyorum; doğum, çocuk ve aile fotoğrafçılığı. Kafamda planlarını yapıp bu konu üzerinde çalışırken dünyaya gelecek ve dünyaya gelmiş güzel bebeklerin aileleri doğum ve aile fotoğrafçısı ararken beni buldu.
Doğum fotoğrafçısı olmak çok hoşuma gidiyor. Bir doğumu, çocuğu ya da aileyi fotoğraflarken her şeyi unutuyorum. Çekim boyunca açlığımı, yorgunluğumu ya da herhangi bir yerimdeki ağrıyı hissetmiyorum. İşin sonunda ailelerin yüzlerindeki ifadeyi görmekten, bana yazdıkları e-postaları okumaktan çok hoşlanıyorum. Anneler, aileler, yaptığım işi beğenince doğum fotoğrafçısı olduğum için mutlu oluyorum.
Her çekim kişilerin istekleri doğrultusunda şekilleniyor. Onları önceden belirlenmiş paketlerle boğmak, sıkıntıya sokmak istemiyorum.
Bazıları doğum anının görüntülenmesini isterken bazısı sadece bebekle anne babanın odalarındaki ilk buluşma anının fotoğraflarını istiyor. Bazıları ise bebekle anne kendilerine gelince çekim yapmamı istiyor.
Hamileliklerini anımsamak isteyen anneler de oluyor. Onları bebekleri henüz karınlarındayken fotoğraflıyorum.
Doğumdan çok önce, doğum fotoğrafları çektirmek isteyen ailelerin doktorları ile tanışıyorum. Doktorlar, ameliyathane kuralları hakkında bilgi veriyorlar ve ameliyathanede nerede durmam gerektiği konusunda bana yardımcı oluyorlar. Ameliyathaneye girmeden önce gerekli tüm hijyen kurallarını yerine getiriyorum. Ailemde neredeyse herkes doktor olduğu için hijyenin ne kadar önemli olduğunu biliyorum.
Çocukları, aileleri ile değişik mekanlarda fotoğraflıyorum. Kendilerini veya çocuklarını soğuk ışıkların altında yapmacık pozlarla hatırlamak istemeyen ailelerle çekim mekanı ve zamanı hakkında anlaşıyoruz. Bu mekanlar ailelerin evi olabileceği gibi bir havuz, sahil, orman ya da değişik mimari yapıların olduğu yerler de olabiliyor. Onları kendilerini anımsamak istedikleri yerlerde çekiyorum.
Tüm çekimlerin kişiler için özel olduğunu biliyorum. Fotoğrafların sahipleri izin verirse sitemde örnek olarak birkaç fotoğraflarına yer veriyorum. Fotoğrafları amaçları dışında hiçbir şekilde kullanmıyorum. Aldığım hukuk eğitimi bu açıdan kişileri rahatlatıyor.
Bu kadar bahsettim ama yeni web sitemin adresini vermedim. İşte buraya tıkladığınızda size fikir verebilecek fotoğraflarla karşılaşabilirsiniz. Bu arada tamamen bağımsız olarak çektiğim fotoğraflara göz atmak isterseniz Flickr'daki sayfamda gezebilirsiniz.
Bende yenilikler böyle siz neler yapıyorsunuz? :)

yazının tamamı...

2007/03/11

Dilemma*

ben ve at
*
Son zamanlarda Lezzetin İzinde'ye zaman ayıramadığımın farkındayım. Arada bir uyarılar alıyorum. Tabiri caizse okuyucularım tarafından dürtülüyorum. Düşüncelerimi açıkça sizinle paylaşmam yerinde olur: Lezzetin İzinde'nin asıl konusu İstanbul'un 100 Lezzeti isimli listeyi (Bu listenin yakın zamana kadar kim tarafından yapıldığını bilmiyordum. Bir süre önce Cihan Çevirme'den, bu listeyi İstanbul Life dergisinin 100. sayısı için kendisinin hazırladığını belirten bir e-posta aldım. Ne yazık ki kaynak belirtilmeden internette dolaşıyormuş o zamandan beri. Listenin bana ilham vermiş olması kendisinin hoşuna gitmiş. Ben de bunu okuyunca rahatladım tabii.) takip etmekti. Mert'le birlikte listenin neredeyse tamamına gittik, sizinle de tüm bu yerleri ve lezzetlerini paylaştık. Kalanlara gitmeyi pek düşünmediğimizi yazdıktan sonra okurlardan yeni lezzet önerileri gelmeye başladı, hatta geçenlerde bir okurumdan özenle hazırlanmış uzunca bir liste aldım. Bütün bu desteklere rağmen ben artık lokantalara gitmek ve bu işi devam ettirmek konusunda eskisi kadar iştahlı değilim. Artık daha çok Zihinsel Lezzetler hakkında yazmak istiyorum ama yazmaya uzun süre ara verdiğim için ne yazık ki klavyenin tuşlarına Lezzetin İzinde için basamıyorum. Sanırım soğudum, ama yazmaya gayret etmek istiyorum.
Lezzetin İzinde'nin yemekle ilgili takipçilerinin çoğu kitap, sinema, fotoğraf, müzik, doğa ve hayvanlar hakkındaki yazılarıma pek rağbet etmiyor. Okunduklarını biliyorum, site istatistiklerinden takip edebiliyorum ama nedense yemeklerle ilgili yazılarıma gelen yorumlar kadar yorum alamıyorum. Zihinsel Lezzetler'e belli birkaç kişiden yorum geliyor, ki ben bu yorumların kimlerden geleceğini yazmadan önce tahmin ediyorum. Bu gerçeklik beni yeni bir blog açma düşüncesine doğru sürüklüyor, yeni konular hakkında yazmak ve bambaşka fotoğraflar yüklemek istiyorum. Bu yorumcularımı yeni blogumda beklemeyi düşünüyorum. Yeni blog zamanla kendi okuyucularını ve yorumcularını oluşturabilir, peki ama Lezzetin İzinde'ye ne olacak? Ölecek mi? Öylece orada yeni ziyaretçilerini mi bekleyecek? Henüz bilmiyorum. Sadece düşünüyorum ve düşüncelerimi sizinle paylaşıyorum, tabii hala beni okuyup yorum bırakmak isteyenler varsa...
Fotoğrafı Mert çekti, madem değişik şeyler yazıp çizmek istiyorum dedim, hiç yapmadığım bir şeyi yapayım, kendi fotoğrafımı koyayım.

yazının tamamı...

2007/01/29

İki Fotoğraf Üzerine

Alfred Stieglitz-The Terminal
Lezzetin İzinde'nin Zihisel Lezzetler bölümüne eklenecek bir yazı daha:
National Geographic dergisinin 2007 Ocak sayısında "Sizin Kareniz" bölümünde, Graham De Lacy'nin fotoğrafını görür görmez Alfred Stieglitz'in 1893 senesinde New York'ta çektiği "The Terminal" fotoğrafını anımsadım. Graham De Lacy'nin "Gölgeler Altında" isimli fotoğrafını National Geographic'in şu sayfasında bulabilirsiniz. Yukarıda gördüğünüz fotoğraf ise Stieglitz'in.
Bu anımsayışı burada aktarıyor oluşumun nedeni kesinlikle Graham de Lacy'nin başarılı fotoğrafı hakkında olumsuz düşüncelere sahip oluşum değil; aksine her iki fotoğraftan da çok etkilenmiş olmam.
Bu iki fotoğraf arasında bana hissettirdikleri açısından bir ilişki kurdum. Fotoğraflardaki adamların duruşları her iki fotoğrafta da etkileyici. Her iki fotoğrafta da beni üşüten dumanlı, puslu bir hava var. Graham De Lacy'nin fotoğrafı bugüne ait olmasına rağmen beni neredeyse Stieglitz'in fotoğrafının çekildiği tarihe götürüyor.
Alfred Stieglitz
Stieglitz, 1864-1946 yılları arasında yaşamış bir fotoğrafçı ve editör. Amerika'nın fotoğrafı ciddi bir artistik ifade biçimi olarak kabul etmesinde anahtar görevi görmüştür. "Modern fotoğrafın babası" olarak anılmasının nedeni de budur. Alfred Stieglitz hakkında detaylı bilgi için buradan ve buradan faydalanabilirsiniz.
Ufak bir not; Alfred Stieglitz'in bu fotoğrafı hakkında Roland Barthes, Camera Lucida, Fotoğraf Üzerine Düşünceler kitabında şunları yazıyor: "Üstelik, herhangi bir fotoğrafçının bütün fotoğraflarını sevmediğimi farketmiştim: Stieglitz'in hoşuma giden (ama coşku düzeyinde) tek eseri, en ünlü fotoğrafıdır (Atlı Tramvay Durağı, New York, 1893)."
"Gölgeler Altında" fotoğrafını çeken kişi ben olsaydım, Stieglitz'in bu fotoğrafı ile böyle bir ilişkinin kurulmuş olduğunu duymak beni mutlu ederdi.
Belki de Jean Baudrillard'ın dediği doğrudur. Baudrillard'a göre sanatın olası tüm formları çoktan keşfedilmiştir, geriye sadece parçalarla oynamak ve yeniden inşa etmek kalır.

yazının tamamı...
Başak Gürbüz Derman

Başak Gürbüz Derman
İstanbul, Türkiye
gurbuzbasak{a}gmail.com

Kişisel Sayfam
Diğer Fotoğraflarım (Flickr)

Get Firefox!

Join the Greenpeace cyberactivist community and start making waves.